Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler



Türk finansal sistemine bakıldığında, sistemin aktif büyüklüğünün 2009 yılsonu itibarıyla 1,4 trilyon TL’ye ulaştığı görülmektedir. TCMB bilançosu ve İMKB toplam piyasa kapitilizasyonu hariç, 2000 yılında 116 milyar TL olan finansal sektör, 2009 yılına gelindiğinde 953 milyar TL seviyesine yükselmiştir. Bu rakamlara GSYH’ya oranı açısından bakıldığında, 2000 yılında %69,4’ten 2009 yılında %99,9’a ulaşıldığı görülmektedir. 2000-2009 döneminde başta bankacılık sektöründeki gelişme olmak üzere tüm finansal sistemin güçlü bir büyüme eğilimi içerisinde olduğu ve temel finansal derinleşme göstergelerinde belirgin iyileşmelerin sağlandığı görülmektedir. Bankacılık sektörünün temel işlevi olan aracılık alanındaki gelişim, finansal derinleşme açısından Türkiye’nin 2000-2009 döneminde performansın artmasına yardımcı olmuştur. 2000 yılında toplam kredilerin GSYH’ya oranı %19,1 iken, bu oran 2009 yılında %38,7’ye yükselmiştir. Bu olumlu gelişmelere paralel olarak finansal derinleşme göstergeleri açısından Türkiye, AB ve G-20 içerisindeki benzer ülkelere göre yüksek sıralara ulaşmaktadır. Ancak, halen gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında finansal derinleşme açısından önemli bir potansiyelin olduğu ve gelişimin devam etmesi ihtimalinin yüksek olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Nitekim BDDK tarafından yürütülen çalışmalar çerçevesinde, bankacılık sektörünün orta vadede güçlü büyüme eğilimini sürdüreceği ve sektörün ülke ekonomisinin gelişimine katkı sağlayamaya devam edeceği öngörülmektedir.



Türk bankacılık sektörünün piyasa yapısı, son 10 yıllık dönemde yaşanan temel gelişmeler çerçevesinde değişikliğe uğramıştır. Sektör, 2000 öncesinde makro ekonomik istikrarsızlıkların yaygın olduğu bir ortamda, çok sayıda küçük ölçekli bankanın var olduğu bir yapıya sahip iken, kurumsal yönetim zayıflığı ve risk yönetim ilkelerine uyulmaması gibi nedenlerle yapısal sorunlar yaşamış ve meydana gelen 2000-2001 krizlerinden derin biçimde etkilenmiştir. Krizlerle birlikte çok sayıda banka sistem dışına çıkmak zorunda kalmış, uygulanan yeniden yapılandırma sürecinde sektörün piyasa yapısı önemli ölçüde etkilenmiştir. Banka sayısındaki azalmanın yanı sıra bankaların farklı piyasalardaki göreli payları da değişmiştir. Ayrıca, 2002-2007 yıllarında görülen yüksek performanslı büyüme dönemi dikkat çekicidir. Bu evrede, finansal istikrarın güçlenmesi, sistemin sağlıklı yapıya kavuşmasıyla sektör kendi dinamikleri çerçevesinde gelişmeye devam etmiş ve piyasa yapısında keskin olmaktan ziyade ılımlı değişimler gerçekleşmiştir. Son olarak, 2008-2009 yıllarında ortaya çıkan küresel kriz ortamı sektörde piyasa yapısı açısından eser miktarda gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Buna ilaveten, piyasalar spesifik olarak incelendiğinde; toplam aktifler ve kredilerde yoğunlaşma olmayan ve güçlü rekabetin mevcut olduğu bir pazar yapısını görmek mümkündür. Menkul değerler portföyü ise ılımlı derecede yoğunlaşmanın gözlendiği bir kalem olmaya 2009 yılında da devam etmiştir. Diğer taraftan, mevduat ve diğer yabancı kaynak türündeki kalemlerde, ılımlı derecede yoğunlaşma tespit edilmektedir. Analize konu olan en son 2009 yılında da bu yapı değişmemiştir. Türev ürünler gibi bilanço dışı kalemlerde yüksek yoğunlaşma izlenmektedir.



Bankacılık sektöründe etkinlik göstergelerine bakıldığında 2000 sonrası dönem ikiye ayrılmaktadır. Etkinlik rasyoları açısından 2000–2002 döneminde sektörde etkinliğin azaldığı, 2002 sonrası dönemde de etkinliğin ivme ile arttığı görülmektedir. Bu durum bankaların aracılık işlevini daha etkin yerine getirdikleri şeklinde değerlendirilmektedir. Ayrıca aracılık işlevi üzerinden gerçekleştirilen veri zarflama analizi ile yapılan etkinlik analizi sonuçlarına göre bankacılık sektörünün etkinliği 2002-2004 döneminde artmış, 2005 yılında düşüş göstermiş ve 2006-2009 döneminde yeniden artış eğilimine girmiştir. Etkinliğin bir yansıması olarak sektörün kârlılık göstergeleri incelendiğinde benzer eğilimler tespit edilmektedir. 2009 yılı itibarıyla aktif ve özkaynak kârlılığı artmaya devam etmiştir. 2009 yılsonu itibarıyla sektörün kârının %78,3’ü büyük ölçekli bankalar, %12,7’si orta ölçekli bankalar ve %9’u küçük ölçekli bankalar tarafından paylaşılmaktadır. Bankacılık sektöründe artan rekabet, bankaların sürdürülebilir büyüme için verimlilik olgusuna daha fazla önem vermelerine neden olmaktadır. Sektörün şube ve çalışan bazlı verimlilik göstergelerine bakıldığında, şube başına aktifin 2000-2009 döneminde devamlı bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Şube başına aktif büyük ölçekli bankalarda 13,2 milyon TL’den 103 milyon TL’ye; orta ölçekli bankalarda 16,8 milyon TL’den 47,9 milyon TL’ye; küçük ölçekli bankalarda ise 10,6 milyon TL’den 107,6 milyon TL’ye çıkmıştır. Çalışan başına aktif tutarı sektördeki büyümeye paralel bir biçimde, 2009 yılında 4,5 milyon TL’ye ulaşmıştır. Sektör genelinde işletme giderlerinin toplam gelirlere oranı, 2008 yılsonunda %52,6 iken, 2009 yıl sonunda %44,4’e gerilemiştir.

Genel olarak, büyük ölçekli bankalarda işletme giderlerinin gelirler içindeki payının daha düşük olduğu görülmektedir. Fonksiyon grupları itibarıyla bakıldığında, kalkınma ve yatırım bankalarının, işletme giderlerinin toplam gelirlere oranının görece düşük olduğu gözlenmektedir. Personel giderlerinin, toplam işletme giderleri içerisindeki oranı, sektörün büyümesine paralel bir biçimde 2005 yılı sonrasında artış eğilimine girmiş ve 2009 yılında %38,4 olarak gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörünün faiz dışı gelirlerini artırma yönünde izlediği politikalar ve kredi portföyündeki genişlemeye bağlı olarak komisyon gelirlerini artırması sonucu, komisyon gelirlerinin toplam işletme giderlerine oranı 2002 sonrası dönemde sürekli artmış ve 2009 yılında %51’e yükselmiştir. Sektörün genelinde, 2000-2009 döneminde, net faiz gelirleri/toplam gelirler oranı %59-69 aralığında seyretmiş ve 2009 yılında %68,5’e yükselmiştir. Nominal faiz oranlarındaki düşüş ve artan rekabet faiz marjlarında daralmaya yol açmıştır. Ölçek grupları itibarıyla değerlendirildiğinde, büyük, orta ve küçük ölçekli bankalar için net faiz gelirlerinin toplam gelirler içindeki payı, 2009 yılında sırasıyla, %69,2,%65,3 ve %71,5 olarak gerçekleşmiştir.



Türk bankacılık sektöründe şube başına nüfus ve çalışan başına nüfus rakamları, AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin 2008 yılı sonu itibarıyla en üst sırada yer aldığı görülmektedir. Toplam şube ve çalışan sayısı verilerinde 2008 yılında 7 nci sırada yer alan Türkiye’nin, şube başına nüfus ve çalışan sıralamalarında ilk sırayı alması, Türkiye için, klasik erişim kanallarının tüm nüfusa sunumunda kat edilecek daha fazla yol olduğuna işaret etmektedir. Türkiye’nin, toplam şube sayısı ve çalışan sayıları bakımından yakın sıralamalara sahip olduğu ülkelere, şube başına nüfus ve çalışan başına nüfus oranlarında da yaklaşabilmesi için, mevcut şube ve çalışan sayılarının sırasıyla, en az 1,5 ve 1,9 katı artması gerektiği gözükmektedir. Şube sayısına kıyasen, çalışan sayısındaki bu yüksek büyüme ihtiyacı, çalışan verimliliği açısından Türkiye’nin yüksek bir sıralamada yer aldığı şeklinde de değerlendirilebilir.



Türkiye’de faaliyet gösteren banka sayısı, Avrupa Birliği (AB) üyesi pek çok ülkenin oldukça gerisindedir. 2009 yılı itibariyle Türkiye’de kurulu toplam 13 bankanın yurtdışında 73 adet şubesi ve 19 bankanın ise 41 adet iştiraki mevcuttur. Türk bankacılık sektörünün aktif, mevduat, kredi ve kâr kalemleri yıllar itibariyle sermaye yapısına göre incelendiğinde, 2009 yılında sayısı 17’ye ulaşan küresel sermayeli kuruluşların payının genel olarak artış eğiliminde olduğu, ancak son dönemde küresel finansal kriz paralelinde, bu kuruluşların aktif, mevduat ve kâr kalemlerinde azalma olduğu görülmektedir.



Bankacılık dışı finansal kesimde, 2006 yılında çıkarılan yönetmeliğe uyum sağlayamayan şirketlerin sistemden çıkması nedeniyle şirket sayısı azalmıştır. Genel olarak organik küçülmenin yaşandığı bankacılık dışı kesimde, küresel finans krizinin de etkisiyle personel ve müşteri sayıları düşmüştür. Orta ölçekli şirket sayısının arttığı finansal kiralama sektöründe, aktif, kredi, özkaynak ve kâr yoğunlaşmasında bir miktar azalış söz konusudur. Türkiye’nin, küresel krizin etkilerini daha çok hissettiği 2009 yılında, bankacılık dışı finansal kesim içinde görece iyi performansa sahip olan faktoring sektörü yoğunlaşma göstergelerinin de en düşük olduğu sektördür. Bununla birlikte bir önceki yıla göre faktoring sektöründe aktif yoğunlaşması azalırken, diğer yoğunlaşma göstergelerinde genel olarak artış söz konusudur. Şirket sayısının değişmediği tüketici finansman sektöründe büyük ölçekli şirket sayısı artarken, bir önceki yıla kıyasla personel ve müşteri sayıları azalmıştır. Diğer taraftan sektörde özkaynak yoğunlaşması, diğer aktif, kredi ve kâr yoğunlaşmasına göre daha azdır.



Kaynak: BDDK Raporu (BDDK tarafından verilen kısmi yayın izinine dayanılarak kısmen alıntı yapılmıştır)