Merkez Bankası Piyasaları



Genel olarak bir ekonomide dört temel hedef vardır. Bunlar;

 Kaynakların tam olarak istihdamı,
 Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme,
 Fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi,
 Ödemeler dengesindeki istikrarın sağlanması.

Bu temel ekonomik hedefler için maliye ve para politikaları koordineli olarak uygulanır. Sadece maliye politikası ya da para politikası ile bu hedeflerin sağlanması mümkün değildir. Çünkü, bu hedefler birbirleri ile çatışan, çelişen hedeflerdir. Örneğin, Merkez Bankası düşük enflasyon oranı veya güçlü bir TL'yi hedeflediği anda bunun kısa dönem maliyeti işsizlik oranının artması ve ekonomik büyüme hızının düşmesi olabilmektedir. Hedeflerin birbiri ile çatışması, para ve maliye politikası uygulamaları konusunda zamanla yeni oluşumların doğmasına neden olmuştur. Para politikası uygulamalarının Merkez Bankacılığı anlamında gelişimine bakıldığında, kabaca 1970 öncesi, 1970-80 dönemi ve 1990 sonrası olarak üç döneme ayrılabilir. 1970 öncesi dönemde, ekonomi politikalarının asıl olarak maliye politikaları çerçevesinde oluşturulduğu, para politikalarının ise yukarıda sayılan temel hedeflere ulaşılmasında maliye politikalarını destekleyici bir unsur olarak görüldüğü gözlemlenmektedir. Ancak, özellikle 1970’li yılların başında petrol krizinin etkisiyle petrol fiyatlarının aşırı yükselmesi ve Merkez Bankalarının bu dışsal şokun ülke ekonomileri üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek amacıyla gevşek para politikaları izlemeleri sonucu birçok ülkede enflasyonist bir sürecin yaşanması ve bu sürecin olumsuz etkilerinin birçok alanda hissedilmesi nedeniyle, Merkez Bankalarından beklentiler değişmeye başlamıştır. Bu süreçte, para politikalarının yukarıda sayılan hedeflerin hepsini dikkate alarak düzenlenmesinin para politikasının etkinliğini zayıflattığı, üstelik özellikle ekonomik kalkınmaya destek olması amacıyla oluşturulan para politikalarının uzun dönemde hem ekonomik kalkınmaya beklenen desteği sağlamadığı, hem de enflasyonist bir sürece yol açtığı genel kabul görmeye başlamıştır. Literatürdeki çeşitli çalışmalar, bir ülkedeki üretim düzeyinin, o ülkenin potansiyel üretim düzeyine ulaşması halinde, gevşek para politikalarının, diğer bir deyişle faizlerin yapısal göstergelerin gerektirdiği seviyelerin altında kalmasının üretim ve istihdam üzerindeki olumlu etkilerinin çok kısa süreli olduğunu, bu politikaların orta ve uzun vadede üretim ve istihdam üzerinde fazla etkili olamadığını ve sadece enflasyona yol açtığını göstermektedir.1 Bu çalışmalarla, 1970’ler ve 1980’lerde yaşanan gelişmeler, Merkez Bankalarının üretim ve istihdama katkılarının ancak ve ancak fiyat istikrarını gözeten politikalarla olabileceğini göstermiştir. Özellikle 1980’lerden itibaren Merkez Bankası politikaları açısından fiyat istikrarı asıl hedef olarak ön plana çıkmıştır. Bu çerçevede, Merkez Bankaları kanunları değiştirilerek, genel olarak Merkez Bankalarının asıl ve çoğu kez tek görevinin fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi olduğu kabul edilmiştir. Modern Merkez Bankacılığı anlayışındaki değişmelerin bir uzantısı olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) beklentiler de zaman içinde değişmiş, 14 Ocak 1970 tarih, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu muhtelif tarihlerdeki düzenlemelerin ardından son olarak 25 Nisan 2001 tarih, 4651 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenerek, TCMB’nin temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu ve bu amaca ulaşmak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceği hususları hüküm altına alınmıştır.





Para Politikası Uygulamaları

1.1. Para Politikası Uygulamaları Genel olarak, iki tür para politikası stratejisi vardır:

1) Ara Hedefleme,

2) Doğrudan Enflasyon Hedeflemesi

Ara hedefleme stratejisinde Merkez Bankası kamuoyuna enflasyonla mücadele için belirlediği ara hedefi ilan eder ve araçlarını ara hedefi tutturmaya yönelik olarak oluşturur. Enflasyonun doğrudan kontrol edilebilir bir olgu olmaması nedeniyle, enflasyon üzerinde etkide bulunabilmek için enflasyonu etkileyen, ara hedef niteliğinde değişkenleri kontrol etmek gerekmektedir. Ara hedefler, nihai hedefle istikrarlı ilişkisi olan, aktarım mekanizmasında belirleyiciliği tespit edilen ve Merkez Bankasının kontrol edebildiği değişkenlerden oluşmaktadır.

Üç çeşit ara hedefleme stratejisi vardır. Bunlar, parasal hedefleme, kur çapası ve Merkez Bankası bilanço hedeflemesidir. Parasal hedefleme, 1990’lı yıllara değin yaygın olarak kullanılan bir stratejidir ve çok basit haliyle miktar teorisine dayanır. 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren repo, yatırım fonları gibi yeni finansal araçların gelişmesi, kredi kartı ve ATM gibi yeni ödeme araçları ve teknolojilerinin yaygınlaşması para talebi tahminini oldukça zorlaştırmış ve para arzı tanımlarının enflasyon üzerindeki belirleyiciliği azalmıştır. Kur çapası, uzun süre enflasyonla yaşayan ekonomilerde oluşan geriye dönük endeksleme alışkanlığının kırılabilmesi için kullanılan bir diğer ara hedefleme stratejisidir. Bu stratejide kurlar önceden ilan edilerek ekonomik birimlerin fiyat artırımlarını kurlardaki artışa göre yapmaları beklenir. Kur çapası uygulamasında Merkez Bankasının likidite ve faizler üzerindeki kontrolü kaybolurken, likidite ve faizler ödemeler dengesi gelişmelerine göre belirlenir. Ara hedefleme stratejileri arasında yer alan Merkez Bankası bilanço hedeflemesi, klasik İMF program hedefi olarak da bilinmektedir. Bu uygulamada net uluslararası rezervlere (NUR) taban, net iç varlıklara (NİV) tavan hedefler konulur, performans kriteri olarak belirlenir. NUR’a taban hedef konulması ile net döviz rezervinin korunması, NİV’e tavan hedef konulması ile parasal genişlemenin önüne geçilmesi amaçlanılır.

Doğrudan enflasyon hedeflemesi stratejisine göre belirlenen enflasyon hedefi, Merkez Bankasının temel politika hedefidir. Bu stratejide Merkez Bankası herhangi bir ara hedef ilan etmez. Para politikası, enflasyon tahminlerinin ve beklentilerin hedeflenen enflasyondan sapmasına göre yönlenir. Enflasyon hedeflemesi yalnızca bir enflasyon öngörüsü açıklamak değil, Merkez Bankasının para politikası araçlarını sadece enflasyon hedefine yönelik olarak kullanacağını taahhüt ettiği bir para politikası uygulama biçimidir. Hedeflenen enflasyonun beklentileri etkileyebildiği ölçüde nominal çapa görevini üstlenmesi, hanehalkları ve firmaların gelecek döneme ilişkin fiyatlama davranışları ve bütçe planlarını enflasyon hedefini dikkate alarak belirlemeleri öngörülür. Para politikası tasarımlarında temel kısıt, sermaye hareketleri serbest iken hem faiz oranları hem de döviz kurunun kontrol edilemeyeceğini vurgulayan “İmkansız Üçlü” prensibine dayanmaktadır. Bu anlamda, faizlerin kontrol edilmeye çalışıldığı bir stratejide kurlar piyasa koşulları tarafından belirlenirken, kurların kontrol edilmeye çalışıldığı stratejilerde de Merkez Bankasının faizler üzerindeki belirleyiciliği buharlaşmaktadır.

Mevcut durumda, TCMB aktif bir para politikası stratejisi izlemektedir. TCMB 2002 yılı başında para politikasının genel çerçevesine ilişkin yaptığı duyuruda, para politikasında nihai hedefin enflasyon hedeflemesine geçmek olduğunu, ancak gerekli ön koşullar tamamlanmadan enflasyon hedeflemesine geçilmeyeceğini duyurmuştur. 2002-2005 döneminde TCMB tarafından ‘Örtük Enflasyon Hedeflemesi’ uygulanmıştır. Bu süre zarfında, dalgalı kur rejimine uyum artmış ve enflasyon hedeflemesi rejimine geçiş için elverişli bir ortam oluşmasına yönelik önemli mesafeler alınmıştır. TCMB, 2006 yılı başından itibaren para politikasının kurumsallaşması süreci çerçevesinde, enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamasına geçmiştir. Enflasyon hedeflemesinin ilk aşamasında, üç yıllık bütçe uygulaması ile uyumlu bir şekilde, üç yıllık enflasyon hedef patikası oluşturulmuş olup, bu uygulamaya devam edilmektedir. TCMB, gerçekleşen enflasyonun “nokta hedef” olarak belirlenen enflasyon hedefinin iki puan altında ya da üzerinde çıkması durumunda, şeffaflık ve hesap verebilirlik çerçevesinde bu durumun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri ayrı bir raporla Hükümete sunmakta ve bu raporu kamuoyu ile paylaşmaktadır.

2006 yılı başında enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesiyle birlikte, ‘IMF program şartlılığı’ kapsamında; Net Uluslararası Rezevler performans kriteri olmayı sürdürmüş, ancak Para Tabanı performans kriterinin ve Net İç Varlıklar gösterge hedefinin yerlerini ‘enflasyon gözden geçirme kriterleri’ almıştır. Bu doğrultuda, 2006 yılından itibaren, stand-by programı çerçevesinde IMF ile gözden geçirmelerde kullanılmak üzere her yılın başında yıl sonu hedefi ile tutarlı bir politika oluşturulmaya başlanmıştır. Enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesiyle beraber, Para Politikası Kurulu para politikası kararlarında “tavsiye veren” konumdan “karar alıcı” konuma geçmiştir. Diğer taraftan, para ve kur politikası yıllık raporunun yanısıra, 2006 yılında üç ayda bir yayımlanmaya başlanan Enflasyon Raporu, para politikasının temel iletişim aracı olmuştur.

TCMB, enflasyon hedeflemesi rejiminde temel para politikası aracı olarak kısa vadeli faiz oranlarını kullanmakta, bu anlamda gecelik faiz oranlarını belirlemektedir. Kısa vadeli faiz kararlarının temelinde sinyal etkisi vardır. Merkez Bankaları bu sinyal etkisi ile aktarım mekanizması üzerinden toplam talebi kontrol etmeyi, beklentileri yönlendirerek enflasyon hedeflerine ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Sinyal etkisinin aktarım mekanizması kanalları üzerindeki gücü, politikalardan arzu edilen sonuçların öngörüldüğü şekilde ve öngörülen sürede alınabilmesini sağlar. Çok genel bir çerçevede, ekonominin yapısal özellikleri, mali piyasaların etkinliği ve belirsizlik alanları bu ilişkinin gücünü belirler. Faiz oranları belirlenirken, sadece enflasyon hedefleri gözetilmektedir. 2002 yılından bugüne politika faizleri, sadece ve sadece enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarını sağlamak amacına yönelik olarak, ileriye dönük bir bakış açısı ile kullanılmıştır. Enflasyonla mücadele konusundaki kararlılık enflasyonla ilgili beklentileri iyileştirirken, politikalara olan güvenin artması sonucunda faizler düşer. Borçlanma vadeleri uzarken, Hazine daha düşük faizlerle borçlanır ve risk primi azalır. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, kamu maliyesi ve bütçe dengesinde görülen iyileşme ile makro dengeler güçlenir, ekonominin şoklara karşı direnci artar. Buna karşılık, TCMB’nin politika faizlerini belirlerken enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarını sağlamak dışında bir amacının bulunması veya piyasalarda enflasyonla mücadele dışında bir amacın olduğuna dair bir “algılamanın” oluşması, ciddi bir güven kaybına neden olur. Oluşan güven kaybı, enflasyon beklentilerinin bozulması ve risk priminin artması ile başlayan bir zincirleme reaksiyon sonucunda makro dengelerin bozulması, ekonomide kırılganlıkların arması ile sonuçlanır.

Faiz kararı alınırken, ekonomideki tüm gelişmelere orta vadeli bir perspektif içerisinde bakılmakta, enflasyonu etkilemesi olası temel eğilimler ve kalıcı etkiler dikkate alınmaktadır. Gelecekteki enflasyonu öngörebilmek için:

 Toplam arz ve talep gelişmeleri, parasal göstergeler, kredi büyüklükleri, kamu maliyesi gelişmeleri,
 İçsel (TCMB) enflasyon tahminleri,
 Beklentiler,
 Fiyatlama Davranışları,
 Döviz kurları, ödemeler dengesi gelişmeleri,
 Verimlilik, istihdam ve ücretler,
 Dış ekonomik gelişmeler
gibi pek çok parametreye bakılmaktadır.



1.2.Araçlar ve Bünyesindeki Piyasalar


Sitemap Xml Sitemap Html Sitemap Txt Fatura Sorgulama Turkey Travel Turkey Hotels Descriptions Hotels & Travel Disaeses & Disorders