Günümüzde birçok iktisatçı, enşasyonun düşük seviyelere indirilmesi ve ulaşılan
düşük enşasyon düzeyinin sürdürülebilmesi için, merkez bankası bağımsızlığının,
ön koşullardan biri olduğuna inanmaktadır. Ancak, bağımsız bir merkez bankası,
politikacılar tarafından pek hoşlanılmayan kurumsal gelişmedir. Örneğin; ülkemizde
son yıllarda, politikacılar ve bazı sivil toplum kuruluşları (ticaret odaları, ihracatçı
birlikleri gibi) tarafından, T.C. Merkez Bankasının döviz kuruna müdahale etmesi,
faiz oranlarını aşağıya çekmesi gibi konularda, baskı yaratılmaya çalışıldığı
bilinmektedir. Doğal olarak bu durum, merkez bankalarının bağımsız mı olması
gerektiği, yoksa siyasi otoritenin kontrolü altında bir kurum mu olması gerektiği
konusundaki tartışmaları incelemeyi gerektirmektedir.
Merkez bankasının bağımsız olması gerektiğini savunanlara göre en önemli gerekçe, bağımsız bir merkez bankası aracılığıyla para politikasının enşasyonist yanlı lığının engellenebilmesidir. Birçok araştırmacıya göre, demokratik bir toplumda politikacılar, bir sonraki seçimi kazanmayı ön planda tuttukları için, uzun vadeli bakış açısına sahip değildirler. Temel amaç, bir sonraki seçimi kazanmak olduğunda, politikacıların uzun vadeli hedeşer (örneğin; fiyat istikrarı gibi) üzerinde yo- ğunlaşmaları beklenemez. Aksine, işsizlik ve faiz oranları gibi konularda politikacı lar, uzun vadede olumsuzluk yaratsa bile, kısa vadeli çözümler ararlar. Bu nedenle, merkez bankasının politik baskıların dışında kalmasıyla uzun vadeli hedeşere yönelebileceği ifade edilmektedir. Merkez bankasının bağımsız olması gerektiğ ini savunanların bir diğer gerekçesi, kamu açıklarının finansmanında merkez bankası kaynaklarının kullanılmaması gerektiğidir. Bu nedenle merkez bankasını düzenleyen yasalara, merkez bankasının ülke hazinesinden doğrudan bono ve tahvil alamayacağı hükmü getirilmiştir. Bağımsızlığı savunan bir diğer gruba göre, para politikası, ülke ekonomisini ve tüm ekonomik birimleri derinden etkilediği için, politikacılara bırakılamayacak kadar önemli bir konudur.
Merkez bankalarının bağımsızlığına karşı çıkanların görüşleriyse şu şekilde özetlenebilir: Bir ülkede para politikasının, kimseye karşı sorumluluk taşımayan bir seçkinler grubu kontrolünde yürütülmesi demokratik değildir. Merkez bankası yöneticilerinin, hesap verme konusunda, sorumluluk sahibi olmamaları durumunda, ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Merkez bankasının kötü bir performans göstermesi durumunda, bunun hesabı nasıl sorulacaktır? Öte yandan, ülkenin diğer uzun vadeli konularında (örneğin; dış politika gibi) seçimle gelen politikacı lar belirleyiciyken, uzun vadeli bakış açısı gerektirdiği öne sürülen para politikası, neden politikacılardan bağımsız olarak yürütülmektedir? Bağımsızlığa karşı çıkanların ön sürdüğü bir diğer gerekçe de maliye politikası ile para politikası- nın ekonomik amaçlar doğrultusunda, koordineli bir şekilde çalışmasının gerekliliğ idir. Maliye politikası, seçilmişlerin inisiyatifinde yürütüldüğüne göre, ekonominin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için, para politikasının da kontrol atında bulunması gerekir.
Merkez bankası bağımsızlığının iki boyutu vardır: Politik bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık. Bunlardan politik bağımsızlık, siyasi otoritenin ya da toplumdaki diğer baskı gruplarının etkisinde kalmaksızın, serbestçe karar alabilmeyi ifade etmektedir. Ekonomik bağımsızlıksa izlenecek hükümet politikalarına kredi verilmesi ya da diğer biçimlerde destek sağlanması konusunda, hükümetten gelen taleplere direnebilmeyi ifade etmektedir. Ekonomik bağımsızlık; merkez bankası- nın, kendi bilançosu üzerinde, kendi inisiyatifiyle direnebilmesi anlamına gelmektedir. Gerçek anlamda bağımsız bir merkez bankası, hem politik, hem de ekonomik bağımsızlığa sahip olmalıdır. Politik bağımsızlık, merkez bankasına, kısa dönemdeki etkilerini göz önüne almaksızın, uzun dönem açısından en iyi olduğuna inandığı para politikasını izleme olanağı verir. Ekonomik bağımsızlıksa söz konusu para politikalarını izlerken, merkez bankasına, bilançosunu dilediği gibi değiştirme olanağı tanır.