Paranın Fonksiyonları



Bir ekonomide nelerin para olduğu, nelerin para kapsamına girmediğini belirlemek kolay bir iş değildir. Bu nedenle iktisatçılar paranın değişmez ve statik bir anlamda kapsamını çizmek yerine, paranın üstlendiği fonksiyonları sıralayarak, bu fonksiyonları yerine getiren nesneleri para kapsamına dahil etme eğilimindedirler. Bir ekonomide para olarak kabul edilen şey, ister bir midye kabuğu, ister bir kaya parçası, ister altın, isterse bir kağıt parçası olsun üç temel fonksiyonu yerine getirmelidir: Değişim aracı olma, hesap birimi olma ve değer muhafaza aracı olma. Bu üç fonksiyondan değişim aracı olma fonksiyonu parayı, tahvil, hisse senedi ve konut gibi diğer varlıklardan ayırmaya yaramaktadır.



Değişim Aracı Olma

Günümüz ekonomilerinde, piyasalarda gerçekleştirilen tüm işlemlerde kullanılan nakit ya da çek biçimindeki para, bir değişim aracıdır. Bir diğer deyişle, satın alınan mal ve hizmetlerin bedelinin ödenmesinde nakit ya da çek biçimindeki para kullanılmaktadır. Değişim aracı olarak paranın kullanılması, mal ve hizmetlerin el değiştirmesi sırasında harcanan zamanı ortadan kaldırması nedeniyle ekonomik etkinliğ i arttırmaktadır. Bunu görebilmek için, paranın söz konusu olmadığı, mal ve hizmetlerin diğer mal ve hizmetlerle değiştirildiği bir takas ekonomisini ele almamı z yeterlidir. Örneğin; bir felsefe öğretmenini ele alalım ve bu öğretmenin yapabildiğ i en iyi işin felsefe öğretmek olduğunu kabul edelim. Takasa dayalı bir ekonomik yapıda, felsefe öğretmenimiz karnını doyurmak istediği zaman sevdiği yemekleri pişiren bir lokanta bulmak durumundadır. Ancak, tahmin edebileceğiniz gibi, bu yeterli değildir; zira, öğretmenimizin sevdiği yemekleri pişiren bu lokantacı nın da aynı zamanda felsefe öğrenmeyi istemesi gerekmektedir. Bu tür bir araştı rma yapmak hem son derece güç olacak, hem de çok vakit alacaktır. Hatta, bu örneğimizdeki felsefe öğretmeninin, felsefe öğrenme isteğine sahip bir lokantacı bulamaması ve bu nedenle uzman olduğu mesleği, yani öğretmenliği bırakarak, kendi yemeğini pişirmeyi denemesi de olasılık dahilindedir.



Mal ve hizmetlerin değiştirilebilmesi amacıyla harcanan bu süre, işlem maliyeti olarak adlandırılmaktadır. Takasa dayalı bir ekonomide söz konusu işlem maliyeti oldukça yüksektir. Zira, bu tür bir ekonomide, mal değiş tokuşunun gerçekleşebilmesi için “isteklerin karşılıklı eşleşmesi” gerekmektedir. Bir diğer deyişle, insanları n ellerindeki mal ve hizmetleri istedikleri bir mal ya da hizmetle değiştirebilmeleri için karşı tarafın da aynı istek içerisinde olması gerekir.



Şimdi, yukarıda ele aldığımız felsefe öğretmenimizin yaşadığı dünyaya parayı dahil edersek ne olacağını görelim. Felsefe öğretmenimiz, dersini dinlemek için para ödemeye istekli herkese felsefe anlatabilir. Bu sayede istediği lokantaya giderek dilediği yemeği yiyebilir ve kazandığı parayla da yemeklerin bedelini ödeyebilir. Böylece, “isteklerin karşılıklı eşleşmesi” sorunu ortadan kalkar ve öğretmenimiz zamandan büyük bir tasarruf sağlayarak, bu süreyi en iyi yaptığı işe, yani öğretmenliğ e ayırabilir.



Yukarıdaki örneğimizin gösterdiği gibi, para, mal ve hizmetlerin takas edilmesi sırasında, harcanan zamanın büyük bir bölümünü ortadan kaldırarak ekonomik etkinliği arttırmaktadır. Öte yandan para, insanların en iyi yaptıkları işte uzmanlaşmaları na olanak sağladığı için de ekonomik etkinliğin sağlanmasına katkıda bulunmaktadı r. Bu nedenle, para, bir ekonominin temel yapı taşlarından birisidir. Hatta para, işlem maliyetlerini düşürerek, dolayısıyla işbölümü ve uzmanlaşmaya olanak sağlayarak ekonominin daha pürüzsüz çalışmasını sağlayan bir yağa benzetilebilir.



Ortak bir değişim aracına (yani paraya) duyulan gereksinimin çok güçlü olması, ilkel toplumlar hariç, hemen her toplumun kendi parasını yaratmasına neden olmuştur. Bir nesnenin değişim aracı olarak kullanılabilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekir:

• Standart olmalıdır; bu sayede değeri kolayca öğrenilebilir,
• Geniş ölçüde kabul görmelidir; bu sayede takasın getirdiği işlem maliyetleri azaltılabilir,
• Bölünebilir olmalıdır; bu sayede değişimi gerçekleştirmek kolaylaşır,
• Taşıması kolay olmalıdır; bu sayede risk azaltılabilir,
• Çabuk deforme olmamalıdır; bu sayede uzun süre kullanılabilir,
• Kolay taklit edilememelidir; bu sayede söz konusu değişim aracına olan güven arttırılabilir.



Bu özelliklere sahip olan değişim araçlarının neler olduğu incelendiğinde, insanlı k tarihi boyunca çok değişik nesnelerin bu amaçla kullanıldığı görülmektedir. Değişim aracı olarak kullanılan nesneler arasında Amerikalı yerlilerin kullandığı boncuklar, yine Amerikalı ilk sömürgeciler tarafından kullanılan tütün ve viski, II.Dünya Savaşı sırasında Alman esir kamplarında kullanılan sigara ilginç örneklerdir.



Hesap Birimi Olma

Paranın üstlendiği ikinci fonksiyon hesap birimi olması, yani ekonomik değerlerin ölçümü amacıyla kullanılmasıdır. Nasıl ki ağırlığı kilogram bazında, uzaklığı kilometre bazında ölçüyorsak, mal ve hizmetlerin değerini de para bazında ölçeriz. Paranın üstlendiği bu fonksiyonun önemini kavrayabilmek için, paranın böyle bir fonksiyon üstlenmediği bir takas ekonomisini düşünmek yeterlidir. Eğer ekonomide sadece üç tür mal varsa (ekmek, portakal ve kitap gibi) ve söz konusu bu mal ve hizmetlerin değerini ifade etmede ortak bir değer ölçütü yoksa yapmamız gereken şey bu mal ve hizmetlerin değerini birbiri cinsinden ifade etmektir. Eğer ekonomide, sadece üç tür mal ve hizmet varsa üç tane fiyat bilmemiz yeterlidir.



Değer Muhafaza Aracı Olma

Para, zaman içerisinde satın alma gücünün elde tutulmasını sağladığı için, aynı zamanda bir değer muhafaza aracı olarak da işlev görür. Bir değer biriktirme aracı, gelirin elde edilmesinden harcanmasına kadar geçen süre içinde, satın alma gücünü muhafaza etmek amacıyla kullanılır. Birçoğumuz gelirimizi elde ettiğimizde hemen harcama eğiliminde olmayız. Alışveriş için vaktimiz olunca ya da alışveriş ihtiyacı duyuncaya kadar beklemeyi tercih ederiz. Paranın bu fonksiyonu yaşamımıza büyük bir kolaylık getirmektedir. Parayı harcamadığınız sürece, elinizde bulunan para miktarı kadarlık bir satın alma gücünü elinizde bulunduruyorsunuz demektir.



Değer muhafaza amacıyla kullanılabilecek tek araç para değildir. Tahviller, hisse senetleri, konut, toprak ya da mücevherat da değer biriktirmek amacıyla kullanı labilir. Bu türden birçok varlık, değer biriktirme aracı olarak para karşısında daha avantajlıdır. Örneğin; bu varlıklar, paraya göre daha yüksek oranda faiz getirisi elde ederler, fiyatları yükselebilir ve değer değişikliklerinin dışında sahiplerine, (barınma, süs eşyası olma gibi) diğer bazı hizmetler de sunarlar.



İşte bu noktada cevaplandırılması gereken ve paranın değer muhafaza aracı olma fonksiyonunu daha iyi kavramamıza olanak tanıyacak bir soru gündeme gelmektedir: “Madem ki yukarıda sıralanan varlıklar (tahvil, hisse senedi, konut, toprak gibi) paraya göre daha avantajlı birer değer muhafaza aracı niteliğindedir, o halde ekonomik birimler, neden hala değer muhafaza aracı olarak parayı kullanmaktadır?”



Bu sorunun cevabı önemli bir iktisadi kavram olan likidite ile ilgilidir. Likidite, bir varlığın bir değişim aracına dönüştürülmesindeki nispi kolaylık ve sürat olarak tanımlanabilir. Likidite bir varlıkta bulunması arzulanan bir kavramdır. Bir diğer deyişle bir varlığın likiditesi ne kadar yüksekse talep miktarı da o kadar çok olacaktı r. Bir değişim aracı olması nedeniyle para, tüm varlıklar içinde en likit olanı- dır, yani bir satın alma işlemini gerçekleştirebilmek için paranın bir başka şeye dönüştürülmesine gerek yoktur. Örneğin; evinizi sattığınız zaman komisyoncuya satı ş bedeli üzerinden, belirli oranda, bir komisyon ödemek zorunda kalabilirsiniz. Öte yandan, acilen ödemeniz gereken bir borcunuz nedeniyle evinizi bir an önce satmanız gerekiyorsa, satış işleminin daha çabuk gerçekleşmesi için düşük bir fiyata razı olabilirsiniz. Halbuki para için böyle maliyetler gerekmez. Görüldüğü gibi, en cazip değer muhafaza aracı olmamasına karşın, en likit varlık niteliğinde olması, halkın neden para tutma arzusunda olduğunu ortaya koymaktadır.



Paranın ne kadar iyi bir değer muhafaza aracı olduğu fiyatların seyrine bağlıdır. Örneğin; tüm fiyatların ikiye katlanması, paranın satın alma gücünü ve dolayısıyla değerini yarı yarıya azaltır. Tersiyse tüm fiyatların yarı yarıya düşmesi, paranın satı n alma gücünün ve dolayısıyla değerinin iki kat arttığını ifade etmektedir. Fiyatlar genel düzeyinin hızla yükseldiği enşasyonist bir ortamda, para hızla değer kaybeder ve halk servetini para biçiminde tutmaktan uzaklaşır. Bu durum, özellikle hiperenşasyon olarak bilinen aşırı enşasyon dönemlerinde en uç noktasına ulaşır.



Dünyada yaşanan hiperenşasyonlar arasında en çok bilineni Birinci Dünya savaşı sonrasında Almanya’da yaşanan hiperenşasyondur. Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan Alman devleti, Fransa’ya savaş tazminatı ödemeye mahkum edilir. Alman hükümeti, bu savaş tazminatını ödemeyi reddettiği için, Fransa Almanya’nın sınıra yakın sanayi bölgelerini işgal etmeye başlar. Bu bölgelerde çalışan Alman sanayi işçileri işgali protesto etmek amacıyla greve giderler. Alman hükümeti, sanayi işçilerinin direnişini desteklemek amacıyla grevdeki işçilere kamudan kaynak aktarmaya başlar. Savaştan yeni çıkmış ve büyük ölçüde yıkılmış olan bir ülkede, grevdeki işçilere aktarılan kaynak nedeniyle artan kamu harcamalarını vergilerle ve borçlanmayla finanse etmek olanağı bulunmadığı için, Alman hükümeti kalan tek yolu, yani para basma yolunu kullanmaya başlar. Ancak süreç, o kadar hızlı ilerlemektedir ki Alman Merkez Bankası, para basmaya yetişemez ve, (aşağıda bir örneği görüldüğü gibi) paraları sadece bir yüzüyle basmaya başlar. Bu da yetmeyince, Alman Merkez Bankası para basmaya yetişemediği için Alman Posta ‹daresi’ne ve Alman Demiryolu fiirketi’ne para basma yetkisi tanır. Bu kurumlar da para basmaya yetişemediği ve parayı basmanın maliyeti değerinden fazla olmaya başladığı için yeni para kupürü basmak yerine, mevcut kupürlerin üzerine basılan kırmızı çizgilerle kupürün üzerindeki basılı değerin arttırılması yolu tercih edilmeye başlanır. Mevcut bilgilere göre en son basılan para kupürü 500,000,000,000 (beş yüz milyar) Reichmark’tır. Doğal olarak, bu sürecin sonucu, çıkartılan banknotları n tamamıyla değersizleşmesidir. Sobasını bir 100 milyon marklık banknotla tutuşturan hanımın fotoğrafı ve aynı kupürdeki parayı duvar kağıdı olarak kullanan insanları n varlığı, durumun vahametini gösteren iyi birer anekdot olarak hatırlanmaktadı r. Bu sürecin sonucuysa dünyada en ağır yaşanan enşasyonlardan birisidir: 1921-1924 yılları arasında kümülatif olarak fiyat artışı oranı yaklaşık %30,000,000,000 düzeyindedir. Kısaca fiyatlar, dört yıllık bir sürede, yaklaşık 30 milyar kat artmıştır.



Daha yakın tarihli bir hiperenşasyon ve para basma öyküsü de bölünme öncesi Yugoslavya’da yaşanan hiperenşasyondur. ‹ç savaş nedeniyle üretimin ciddi biçimde düştüğ ü Yugoslavya’da devlet, savaşı finanse etmek amacıyla para basmaya başlayınca sonuç biraz ürkütücü olmuştur: 500 milyarlık Yugoslav dinarı ve iç savaş yılları döneminde yüzde 286,125,293,792 oranındaki enşasyon.

Ana Sayfa | Site Map | İletişim | Hakkında | Genel | Güncel Kampanyalar | Kredi Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz ? |